Hakkımızda Danışmanlık Hasar Teklif Formu İrtibat
Başlangıç Sayfam Yap! Favorilerime Ekle!


   

SİGORTA PES  ETTİ

CANDAN OSMA

 Bir gün Brüksel''de yürüyorum. Niyetim sağa sapıp pasaj yoluna çıkmak. Ama her sokakta ''Sağa dönülmez'' tabelası var! Kendimi otomobilde sanıp, çıkış yolu arıyorum...

Alkolden vazgeçmeye söz verip yine aynı şeyi yapıyordum. Alkol krizleri gelince dayanamayıp yeniden içiyordum. Ailem, sevdiklerim bu sorunu aşmamı istiyorlardı. Bu yüzden hem psikiyatristim, hem de psikoloğum vardı. Ne işe yaradığını bilmiyorum. Çünkü onlara hep içmiş, sarhoş olmuş bir şekilde gidiyordum. Asla doktorlara doğruları söylemiyor, kendimle ilgili tozpembe tablolar çiziyordum. Zaten benim hastalıklarım vardı, daha ne anlatacaktım ki? Doktorların bence en büyük hatası şuydu: Onlara sarhoş gidiyordum ama bana hiç alkol problemimden bahsetmiyorlardı.
Ayakta duramayacak olmama aldırmadan beni sokağa bırakıveriyorlardı.
Bir gün yine psikiyatristime gitmek üzere evden çıktım. Otomobili en yakın marketin önüne çektim, kendime bir şişe içki aldım. Hastanenin garajından ayık olarak girdiğimi, arabamı park ettiğimi, şişenin yarısını içip arabayı kilitlediğimi ve doktorun yanına çıktığımı çok net hatırlıyorum. Ama gerisi yok, ne konuştuk, hatırlamıyorum... Görüşme bitince arabaya bindim ve yarım kalan içkimi bitirdim. İşte hatırladığım son şey bu. Gözlerimi açtığımda hastanede yatıyordum. Çıkarken garaj kapısına son sürat çarpmışım. İkisi de hurda olmuş, ama bende bir şey yok. Midemi yıkamışlar, kendi doktorum olayı örtbas etmiş. Polise alkollü araç kullandığım bildirilmemiş.

Alkolikleri korumayın

 Halbuki bir alkoliği bu tip durumlarda kurtarmamak, korumamak gerekiyor. Çünkü bir alkoliğin başına gelen her bela, dibe ve dolayısıyla kurtuluşa daha çabuk yaklaştırıyor. Alkoliğin pes edebilmesi için, olabildiğince hırpalanması lazım ki sonunda "Bıktım, yeter artık" diyebilsin.
Yine başka bir gün psikoloğuma giderken otomobilde şişeyi kafama dikiverdim. Niye mi? Ee içki benim için zevk değil ki, oturup şık, güzel ortamlarda içeyim. Bedenimin alkole ihtiyacı var, yapabileceğim hiçbir şey yok. Arabayı park etmek için park yeri arıyordum. Bu sırada sanırım sokaktaki 10-12 arabaya yandan çarpıp çizdim.
Sonra da kaçtım. Allah''tan tenha bir sokaktı da, arabaları öylece bırakıp kaçıverdim. Cadde nin başka bir tarafına, nasıl yaptığımı bilmi yorum, ama arabamı park ettim. Hiçbir şey olmamış gibi psikoloğuma gitttim, çok komik bir şeymiş gibi ballandıra ballandıra anlattım. O da bana "Sakın bir daha yapma" dedi ve ve ayılmamı bile beklemeden, seanstan sonra beni gönderdi. Bir gün kim bilir nereye gitmek üzere evden çıktım. Bir müddet sonra tramvay olan bir caddeden geçmem gerekti. Bu sefer hatırlıyorum çünkü daha günün başıydı ve çok az içmiştim. Tabii artık ben bağımlıydım ve alkol vücudumdan hiç çıkmadığı için bu fazla fark etmiyordu. Çünkü doğru düşünemiyor, normal kararlar veremiyordum. Tramvay durağa yaklaştığı için yavaşladı ve durdu. Ben de bir tek akıllı benim ya, sağdan geçivereyim diye düşündüm ve hemen uygulamaya koydum. Tramvaydan inen ve binenlerin kaçışmasını hayat boyu unutmayacağım. Bu sefer ben de çok korkmuştum doğrusu. Başkalarına böyle bir ölümcül zarar vermenin ihtimali bile dehşet duymam için yeterliydi.
Otomobilin her tarafı çizik, çarpık içindeydi. Her park etmeye kalktığımda ya direği ya da ağacı görmüyordum. Altını kaldırımlara vuruyor, orasını, burasını sürekli çiziyordum. Sonunda eve sigorta şirketinden bir mektup geldi. Artık arabamı sigortalamayacaklarını söylüyorlardı. İşte o zaman eşimden büyük bir azar daha işittim.

Brüksel''de en iyi bildiğim yerler
Elimden anahtarı almışlardı. Bir yerlere gitmek istediğimde taksiye biniyordum. Artık arabada içmeler bitmişti. En iyisi yeni yerler keşfetmekti. Brüksel''deki bütün pasajlardaki ve yollardaki tuvaletleri öğrendim. Çantamdaki küçük şişelerim hiç eksilmiyordu zaten. Alkol krizleri geldikçe hemen en yakın tuvaleti düşünüyor, orada içiveriyordum. Bu sistem daha kolay olmuştu. Çünkü şişeleri ne yapacağım diye düşünmekten kurtulmuştum. Güzelce içiyor, sonra da şişeyi oraya bırakıyordum.
Bir gün dar bir yoldan aşağı doğru yürüyordum. Aslında niyetim sağa saparak pasajın yoluna çıkmaktı. Fakat bir türlü sapamıyordum. Üç sokak geçtim, artık sıkılmıştım ve ciddi ciddi söylenmeye başladım. Her sokakta girilmez işareti vardı. Sağa nasıl döneceğim diye çırpınıyordum. Sarhoştum, kendimi arabada zannediyordum, yürüdüğümü tamamıyla unutmuştum. Bunu hatırladıkça hâlâ çok gülüyorum.
Ben demiştim, suçlu doktorum!
Ünlü seramik sanatçısı Jale Yılmabaşar Brüksel''e geldi. Sergisine davet edildik. Müthiş bir şıklık, makyaj, saçlarım muhteşem bir topuz yapılmış. Havam yerinde. Başlangıçta iyiydim. Çok kibar davranıyor, herkesle sohbet ediyordum. Birçok insan vardı, içki de çok keyifli içiliyordu. Hem eşime, hem kendime davette bir rezillik çıkarmayacağıma söz vermiştim ama işte ne olduysa oldu. Sonrası çok sisli. Eve dönüş meçhul. Ertesi gün uyandım. Kokteyldeki bütün gazetecileri, diplomatları, üst düzey yetkilileri, Jale Yılmabaşar''ı ve daha kim varsa herkesi yemeğe davet ettiğim evde konuşuluyor. İnanın hiç hatırlamıyorum.
Allah''tan evde aşçı, hizmetçi var. Evimin içinde zaten her şey bensiz yapılıyor. Bana düşen sadece gelen misafirleri karşılamak. Akşamüstüne doğru, heyecan ve sıkıntı başladı. İyi görünmek, makyaj yapabilmek için bile mutlaka alkol almam gerekiyor.
Onlar gelmeden toparlanmak için sadece bir tane diye kendime söz verdim. Misafirleri düzgün karşılayabileyim, kimse farkına varmaz nasıl olsa derken bir tane daha.
Kendime geldiğimde yatağımda yatıyordum. Başımda da benim psikiyatrist oturuyordu. Meğerse daha kimse gelmeden bende, alkoliklerin deyimiyle, film kopunca, kocam beni yatağa sokup hiddet içinde söylenerek doktorumu aramış. Koca adamı bir güzel azarlamış. "Bana sürekli olarak iyileşiyor" diyorsun. Gel şu kadının halini gör ve benim misafirlerim gidinceye kadar başında bekle ki, kendine gelince aşağı, onların yanına inmesin" demiş.
Zavallı doktorum da suçlu bir şekilde eve gelmiş, verilen talimatlara uymuş. Benim başucumda sesini çıkarmadan oturuyor.

Masaj bahane şarap şahane
Yine Brüksel''de olduğumuz yıllar. İsveçli bir hanım güzel bir sağlık merkezi kurdu. Üstelik bu merkez bizim evin yakınındaydı. Bir gün denemeye karar verdim. Beğenirsem, her gün evden çıkacak bir sebep olurdu. Bütün bunlara evdekiler büyük bir hevesle ''Evet'' dediler. Zaten sürekli bana iyi gelecek bir şeyler arıyorlardı. İlk gittiğim gün çok memnun kaldım. Bir kere kadın beni çok beğenmişti. Sürekli ne kadar güzel olduğumu söyleyip duruyordu. Son zamanlarda duyduğum en güzel laflardı bunlar. Burası bana çok iyi gelmişti. Sağlık merkezinde ne varsa yapacaktım. Her zaman olduğu gibi, ya hep ya hiç.

Kaynak : Radikal Gazetesiz

 
E-mail